Tıbbın temel mütefekkirlerinden büyük âlim Klod Bernar kalb üzerinde ilk laboratuvar tecrübelerini yaptığı zaman, taşıdığı cins kafanın haysiyetiyle uygun olarak demiştir ki: «Kalb hakkında bilgimiz çok eksik ve kabadır; halbuki onun bünyesinde en ince his ve idrak melekelerimize mahfazalık[1] ettiğini gösterecek kadar ince ve girift bir mimari vardır.»

Tıp âleminde yepyeni bir ufuk açan bu ilim adamından sonra tababet[2], senelerce, kalbi basit bir et yığınından ve maddi bir fonksiyon – faaliyete memur bir mekanizmadan ibaret sandı. Bugün ise ilim, kalbin, bir kelebek kanadı üzerine nakşedilmiş sırlarını, ruhi hadiselere merkez telâkki[3] edecek derecede ileriye gitmiş bulunuyor.

Tıp, bu gidişiyle kalbin mahrem iklimlerine doğru daima yeni bir adım atmaktadır.

Fakat bu yazımızın mevzuu, üzerinde ilmî ve umumî mütalâalardan [ders çalışma, okuma, irdeleme] ziyade, kapakta gördüğünüz resmin muazzam iddiasını, kalbin maddesine ait ilim esaslarına dayanarak izah etmek olacaktır. Böylece, kuru ilim gayesinin dışında ve üstünde, harikalar âlemine bağlı bir tespiti vecd[4] içinde yerine getirirken, işi, deli saçmasına ne kadar zıt olduğunu göstermek için yine ilmî ve fenni tespit diliyle çerçeveleyeceğiz.

Kalp, esas bakımından adale nesiçlerinden örülüdür. Fakat kalp hücreleri, birbirine ağ teşkil edecek tarzda bağlıdır ve bu bakımdan kocaman bir bütün arz eder. Biyolocyanın hiçbir nesc[5] üzerinde göremeyeceği ve gösteremeyeceği harikulade bir dokuma sanatını, kalp üzerinde müşahede ediyoruz. Adale neşeleri (albumin) gibi etli gıdalarla beslenirken, kalp adalesi, şekerli gıda ile doyar. Onun içindir ki biz, kalp hastalarına şekerli rejimler tatbik ederiz.



Kalbi üç hususiyet ifade eder

Kalp, çalışma tarzı bakımından üç büyük hususiyet ifade eder:

  • Birincisi sudur ki, vücudun her hücresi beyin kumandası altında çalışır da kalp hücresi, beyinle yakın irtibatına rağmen kendi içindeki kumanda merkezinden hareket eder ve istiklâl belirtir. Esasen kalp hücreleri üzerinde en yeni ilmi görüş, bu hücrelerin hem adale hem de sinir hücresi cevherini ifade ettiği yolundadır. Ağır kalp arızalarında, kalbin kumanda merkezi harap olunca, her kalp hücresi müstakil olarak kalp bütününe hükmeder, onu temsilen ayrı ayrı çalışır ve bu yüzden herhangi bir karışıklık doğmaz.
  • İkinci hususiyet de kalp hücresinin neşrettiği elektrik cereyanıdır. Vücutta her hücre çalışırken elektrik cereyanı neşreder. Fakat kalp hücresinin ki bunlara benzemez. Onun meydana getirdiği cereyan, sabit ve yüksek derecelidir. Tababet, bu cereyanı, vücudun her noktasına dağılan ve hep aynı voltaj seviyesini muhafaza eden bir grafikle tespit eder.
  • Üçüncü hususiyet, kalbin «hep veya hiç» kanununa göre çalışmasıdır. Yani bütün vücut hücrelerine ait istikamette olarak kalp, kendisine gelen tembihin şiddeti ne olursa olsun, hep aynı tonla, daima bildiğiyle cevap verir. Böyle olmasaydı insan, belki de ufak bir tembih ve intiba yüzünden ölüverirdi. Binaenaleyh, harici intibalara bağlı tesirler kendisini ne kadar tazyik ederse etsin kalp, daima bildiğini okuyan bu haliyle ilâhi sır ve memuriyetini yerine getirmekten başka gaye düşünmez bir mahiyet canlandırmaktadır.

Kalp üzerinde his ve ruh melekelerinin santralleşip santralleşmediği dâvası büyük münakaşalara meydan açmıştır.

Maddeci mektep, hissin kalple alakasını evvelâ inkâr etti. Sonra inkârı imkânsız tecelliler karşısında, kalbin ruhi hâdiselerle alâkasını kabul etmekle beraber, bunu Vagotonik[6] sinir manzumesine bağlamaya kalktılar. Halbuki bugün, en ağır kalp hastalıklarında bile; aşk, nefret, ıstırap, ihtiras gibi melekelerin büyük rolü bir laboratuvar katiyetiyle sabittir. Meselâ Mıyokard tniarkh gibi ağır bir kalp hastasında, en ufak bir tesirin ölüme götürdüğü ruhi bir nişat duygusunun da şifayı getirdiği, serirî[7] bir hakikat tablosudur. Bugün biz mânaları nabızdan teşhis etme metodunu aynen kabul ediyoruz.

Buraya kadar, sözlerimizi, ilâhi sırrın gayet dakik ve girift lir mahfazası olan kalbin basit bir madde cihazı olmadığına dair, ilmi ve umumi bir başlangıç diye kabul edebilirsiniz.

Kalbe atılan imza

Şimdi birdenbire ve tepeden inme, fevkalade nazik hudutlarına riayet etmek şartıyla dünya çapında bir hâdise olarak, kalp üzerinde, kalbin doğrudan doğruya maddesi üzerinde su götürmez bir riyazî[8] ifadeyle ortaya koyduğumuz tespite gelelim:

Kalbe atılan imza

Fotoğrafta apaçık gördüğünüz gibi insan kalbinin Arikula ismi verilen nahiyesinde Kuran harfleriyle aynen ve çizgisi çizgisine «» ismini gösteren, belirten, yazan teşrihi bir teşekkül vardır.

Avuç içindeki sabit ve ana çizgilere benzeyen bu teşekkül; kâfir, mümin, vahşi, medenî her insan kalbinde her insana şamil ağız ve burun vakıası gibi kati bir vakadır. Hangi ölünün kalbi açılıp bu noktadan fotoğrafı alınacak olursa, bildirdiğimiz noktadaki çizgi taazzuvunun[9] en vâzıh[10] ve celi[11] şekilde, Hakkın Celâl ismini yazdığı görülür. Esasen kapakta gördüğünüz resim ne muayyen bir aittir ne de herhangi bir uydurduğu bir rötuş işidir. Kapaktaki resim, Almanca Zobota'sından aynen ne tamamıyla rötuşsuz olarak alınmıştır. Ne riyazî bir Alman realizmasiyle her insan kalbine ait müşterek vakıayı heykelleştirmektedir.

Bu hususun şimdiye kadar hiçbir tabip ve ilim adamınca ve bilhassa ilmi bir realite olarak ortaya atılmış olmamasını, eski devirlerde teşrih ve kadavralar üzerinde çalışma işinin kifayetsizliğine, yeni devirlerde de böyle bir tespitin ilim metoduna göre herhangi bir fayda temin etmeyeceğine, belki de dikkat mevzuu bile olmadığına ve olamayacağına bağlayabiliriz.

“Gör” emri vermeden…

Zaten kalpteki Arikula nahiyesinin vazife ve hikmeti henüz meçhuldür ve esasen en basit bir hâdiseyi bile görebilmek -hamdolsun- bizim gibi düşünenlerin müstesna bir nasip işidir. Kendimizi bir kâşif mevkiinde görmeksizin, kaydetmeden duramayacağız ki, en muğlâk keşiflerin bile ne basit tesadüflere dayandığı, pek acık bir malûmdur.

Allah «Gör!» emrini vermeden hiçbir şey görülemiyor. Şimdilik kalbe ait afetler bahsinde herhangi bir mevkii olmayan veya bilinmeyen bu nahiyenin, kılı kırk yarmak sevdasındaki Avrupalı âlimlerce, böyle muazzam bir işarete yataklık ettiği de onların İslâm harflerini bilmemeleri yüzünden, elbette ki görülemezdi.



Halimiz aşikâr

Bize ve İslâm âlemine gelince, halimiz maalesef aşikâr…

Koskoca varlık ve kâinat muammasını her türlü müessir ve nihai illet ihtiyacından vareste bir tesadüf, bir «kendi kendine oluşla» izaha savaşan maddeci görüşün, bize apaçık ve kati teşhisimize nasıl dudak bükeceğini, onu nasıl deli saçması diye vasıflandıracağını tahmin etmek kolaydır.

Onlara, böyle şeylerle alâkasız Alman tıp atlasını ve (kendileri de dahil) her ölünün kalbini göstermekten başka edeceğimiz ve edilmeğe lâyık göreceğimiz mukabele yoktur.

Esasen bu tespitimizi de ilmi bir müeyyide ve tayda iddiasıyla ortaya atmıyoruz. Sadece, müspet bilgiler temeline ve apaçık ve kaskatı bir uzviyet ifadesine bağlı sırrı bir diye gösteriyoruz. Biliyoruz ki, bu tespitin dünya çapındaki kıymet ve ehemmiyeti, ille onları da şer'an ve aklen inanmaya mecbur tutmayarak, sadece İslâm ve iman kadrosunda bulunanlar içindir.

Fakat insan ruhunun topografyasını çıkarmış olan kahramanlarının «kalb-i sanuberî» ismini verdikleri et parçasına ait mânayı ve bu et parçasına taalluk eden nuru fikir sahasında olsun bilenler, bu keşfimizi tamamıyla müspet ve kâinat çapında bir realite telâkki etmekte ve insan kalbinde ilahi imzayı bilfiil görmüşçesine vecd ve heyecana düşmekte geri kalmayacaklardır.

Tekrar edelim ki, tamamen sırrî ve zevki bir dâva olarak ortaya attığımız bu tespit, Kur'an harflerinden, tasavvufun tezlerine kadar bütün İslâm bâtıni irfanını gerçekleştirici mahiyettedir.


  • [1] Mahfazalık: içinde bir şey saklanan kap, kılıf
  • [2] Tababet: hekimlik bilimi, tıp.
  • [3] Telâkki: kabul etme, öyle sayma
  • [4] Vecd: Duygu hissetmek, hayranlık duymak
  • [5] Nesc: Dokumak işi.
  • [6] Otonom sinir sisteminde parasempatik bölümün (ve onun başlıca öğesi olan vagus sinirinin) aşırı çalıştığı işlevsel durum. Bkz. «https://www.leventhastanesi.com.tr/saglik-ansiklopedisi/vagotoni/», Görüntüleme: 16.11.2023
  • [7] Serirî: Kliniğe âit, klinikle ilgili, klinik.
  • [8] Riyazî: Delillere dayanan.
  • [9] Taazzuv: Uzuvlaşma, bir biçim alma.
  • [10] Vâzıh: Şüphe bırakmayacak şekilde açık olan.
  • [11] Celi: Âşikâr.

Kaynak: Dr. Haluk Nurbaki, “ Kalbindeki Sır”, Büyükdoğu, 03.02.1950, Sayı: 17