Tabii! Efendim, Yüce Peygamberimizin Allah indindeki sevgi hikmetini bilmedikçe zaten insanın sırrı çözülmez. Ve insana verilen değer bir tarz Efendimizin kopyası olmaz yahut onun çizgilerini taşıması dolayısıyladır. Çünkü Cenabıhakk'ın sonsuz âlemlerde, Fatiha'da “Âlemlerin Rabbıyım” dediğinden anlıyoruz ki; âlemler tanıdığımız maddesel âlemlerden ibaret değildir. ─ (Sen olmasaydın)


Nurbaki'yi Takip et


Birçok âlemler var. Bu âlemlerde yarattığı nice varlıklar var. Bütün bunlara rağmen biraz daha çizgileri diğer âlemlere nazaran dar gibi görünen, maddesel âlemde yaşayan şu insanoğlunun nasıl olup da eşref-i mahlukat (yani en şerefli yaratılmış olması) sırrı Efendimizin çizgilerini taşımasından geliyor.



Şüphesiz ki bu maddi varlığı için değildir, insanoğlunun manevi varlığı içindir.

Nefis dediğimiz bir menfi güç

Şimdi efendimizin sırrı ve hikmetini şöyle anlayabiliyoruz. Cenabıhakk'ın yarattığı her varlıkta (yaratılan varlığın) otomatik olarak tekrar kudret-i ilahiye dönmemesi için nefis dediğimiz (bir tarz fizikteki atalet gibi) bir geri çekim vardır. Yani bir varlık, Cenabıhakk'ın kudretinden yaratıldığı zaman nasıl bir ak noktadan binlerce yıldız fırladıktan sonra var olabiliyor… Çünkü o ak noktada kaldığı müddetçe var olamıyor. Bir mesafe kazanınca mesafe alabiliyor…

İşte! Bütün varlıklar bir yerde kalabilmek için, kulluklarını muhafaza edebilmek için Allah bunlara nefis dediğimiz bir menfi güç veriyor. Geri durma; yani ilahi kudretten (çekiminden) geri durarak ayakta kalabiliyorlar.

Şimdi, bütün varlıklar bu nefis dediğimiz formül içerisinde Cenabıhakk'ın karşısında, Cenabıhakk'ın verdiği kompüterinde önceden hesapladığı vazifeleri yapıyorlar. O serginin neresindeyse, rolleri neyse onu işliyorlar. Fakat Allah'ın yaratılış sırrının özünde bir muradı var.

Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

Beni bilsinler. Beni tanısınlar… İşte! Bu tanımada bütün varlıklar büyük bir patinaj yapıyor. Bir tarz paniğe kapılıyor. Çünkü Allah'ı tanımlarken, öyle bir tanıyacak ki “Allah her şeydir”. Kâinattaki her türlü boyutun her noktasını Allah doldurmuştur.

Peki, varlık neyin neresindedir? “Ben, benim” diye nasıl söyleyecektir? Bu çok çetin bir sorundur kulla Allah arasındaki ilgide.

İşte, bütün bu varlıklara Cenabıhak, “elest” dediğimiz evrenleri, bu dış motifleri yaratılmadığı bir devirde, yalnız güzellikleri yaratıp birbirine seyrettirdiği zamandan önceki bir anda… Ezelde. Allah bir hitapta bulunuyor. Diyor ki “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Fakat bu ses sanıldığı gibi bir noktada, bir hoparlörden gelmiyor. Evrenin her zerresinden geliyor. Zaten “Cenabıhakk'ın en büyük hususiyeti” bu noktada, budur. Allah seslendiği zaman bütün noktalardan çıkar o ses. Dolayısıyla Cenabıhakk'ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediği zaman bütün varlıklar içlerinde “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye bir ses duyuyorlar, dışarıdan “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye bir ses duyuyorlar. Ve evvela güzel bir huşu, bir zevk başlıyor varlıklarda. Sonra birdenbire paniğe kapılıyorlar.

Peki, ben kimim?

Peki, benim içimdeki ses oysa ben kimim? Ben “evet diyeceğim ama ya bana adres sorarsa ya bana kimlik sorarsa?”

İşte! Bunu böyle düşünmeden, bunu böyle düşünmeden evet diyebilmek… Bu anı çabuk geçmek lazım. Bu anı çabuk geçebilmek çok usta bir “kendi nefsine değer vermemekte.” “Ben kimim ki, yalnız Allah var!” diyebilmek sanatı çok ince bir hesaptır, (kulluk) yaratılmış olmakta.

Böyle bir paniğin içerisinde, âdeta bütün evrenler kapanmak üzereyken… Çünkü Allah'a cevap veremeyince, Cenabıhak derhâl kapatır. Yüce kitabında diyor ki; “Ben evrenleri bir kitabın sayfası gibi açtım. İstediğim an kapatırım!” diyor. Bir kitaba benzetiyor. Kapanmak üzereyken bir ses “Evet! Sen bizim Rabbimizsin!” dedi. Kim bu?

Sen olmasaydın!

Hazreti Muhammed'in sesiydi ve böylece Cenabıhak yeniden varlıkları iyi bir cevap verememelerine rağmen ihya etti [yeniden canlandırdı, diriltti, mutlu etti]. Bu sesin sırrını arayan insanlar yavaş yavaş bu sesi iltihak [katıldı] ettiler. Evet, Rabbimizsin, diye halka halka halka bu ses yansıdı ve evren yok olmaktan, tükenmişlikten bu sayede kurtuldu.



Şimdi, Cenabıhak kendisinde olmasına rağmen (yani bir varlık simgesi, bir kimlik olmasına rağmen) bunu hiçe sayarak “Yalnız sen varsın!” diyen sedaya âşıktır ki; bu Efendimizin sedasıdır. Ondan dolayı konuşmanın başında söylediğimiz, “Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hikmeti de budur. Defteri kapatıyordum sen cevap vermeseydin!

Allah görüldü mü görülmedi mi?

Şimdi bir kulun Allah'ı hissedebilmesi… Bir anlamda (çünkü “seyir” demiyoruz) bu garip bir yaklaşımdır. “Allah görüldü mü görülmedi mi?” filan gibi.

Şimdi, “Allah bir fotoğraf değildir” ki görülsün! Bütün evrenlerin hem kayyum sıfatıyla çağıran hem kendisidir hem sahibidir. Ama buradaki “kendilik” Allah'ın zafiyetine ait değildir. Yani Allah kudreti hiçbir eşyaya parçalanmış olarak dağıtılmamıştır, Sure-i İhlas'tan anladığımıza göre.

Binaenaleyh, Cenabıhak her (şeyin) boyutun, her varlığın özünde (enfüsinde) sıfatlarıyla temsil edildiği için bir insanın kendisine bir mevki tayin ederken “Ben de varım” demesi bir tarz şirk oluyor! İkiliyor, Allah kudretine bir ortak çıkıyor. Bu her insanda bir nebze az veya çok vardır.

Fenafillah

İşte! Bu olmadığı takdirde Allah'ı hissedebilir ve Allah'ı seyredebilir. Yani buradaki seyirden kasıt fotoğrafını görme değildir. Her güzellikle seyreder. Yapraktaki fotosentezde… Beraber yapar, yapraktaki fotosentezi. Bir kul kendi varlığından vazgeçince (nefis dediğimiz o perdeden vazgeçince) fotosentezin içerisinde seyreder.

Nitekim, Hazreti Mevlânâ der ki “Şems'le bir dem… Şems bana dedi ki gel timsahın gözünden denizlere bakalım. Sonra denizleri yüksük gibi gördük.” Evet, bu kendi nefsinde yokluğa ermenin icabında ne arzu ediyorsan timsahın gözüne gir evrenleri seyret, yaprağın içerisine gir oksijen çıkar. O sırrın içinde bulun. İşte bu “Fenafillah” dediğimiz, mana bilimlerindeki bir tanımdır ki, bunun yegâne icracısı, bu sanatın yegâne sahibi Fahri Kâinat Efendimizdir. Ondan dolayı, Allah mutlak âşıktır habibine. Ve onun için yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

Dünkü anlattığımız Kadir Gecesi'ndeki o büyük törenle, o aşk adına verilmiş bir afil [Görünmez olan] ziyafetidir.


Gösterim: https://www.youtube.com/watch?v=e2aEx8FHu60