Kardeşlerin bir tanesi [Bünyamin, Mısır'da] kalıyor… Yine de “Acaba Yusuf'la akıbeti ne olur? Başka bir yere satılır mı?” filan diye. Yakup, zaten gözleri aralık görüyordu ağlamaktan. Diğer kardeşler Bünyamin'i de anlatınca büsbütün kör oluyor. Perde iniyor gözüne. Yalnız, bu sefer babalarını ikna ediyorlar, suçsuzluklarına. Sonra, Yakup diyor ki “Haydi gidin! Hem Yusuf'u arayın hem Bünyamin'i arayın” diyor.


Nurbaki'yi Takip et


Burada ne oluyor? Oyun bitti demektir. “Hem Yusuf'u arayın hem Bünyamin'i arayın” diyor.

Buraya kadar olan ayeti kerimelerde, Yusuf'un yerini bilmeyen, tahmin bile edemeyen Yakup birdenbire, nasıl oldu da çocuklarına “Haydi gidin bakalım!” dedi? Çünkü onlar “Öldü. Kurt parçaladı” demişlerdi. Onlara “Gidin, Yusuf'u da arayın Bünyamin'i de arayın” dedi. Babalarından özür dilediler. “Benden dilemeyin, Cenabıhak'tan özür dileyin” dedi, .



Buraya bir nokta koyuyoruz. Şimdi, bakınız burada, bizde ananeleşen birtakım yanılgıları anlatmak istiyorum. Hz. Yakup o ana kadar niçin Yusuf'tan bahsetmiyordu? Çocuklarına “Haydi gidin, Yusuf'u arayın, gelin” demiyordu da “Gidin, Bünyamin'i de Yusuf'u da bulup, gelin” dedi… Niçin dedi acaba? Nasıl dedi? Cenabıhak “Her şeyi ben bilirim. Gaybı ben bilirim” diyor.

Cenabıhakk'ın sıfat eşlemesinde, sıfat tertibinde çok önemli bir sıfatı “Allamü'l-Guyûb”. Gaybları (bilinmezleri) bilendir, Allamü'l-Guyûbdur. “Cenabıhak” dediğimiz zaman gaybları (bilinmezleri) bilendir.

Bir müşkül durumda; Ya Allamü'l-Guyûb

Ayeti kerimede yazmıyor ama buradan en direkt olarak çıkarıyoruz. İnsanoğlu, bir müşkül duruma düştüğü zaman, bilinmezler girdabının içerisine düştüğü zaman Cenabıhakk'a tazarru ederken… “Ya Allamü'l-Guyûb, Ya Allamü'l-Guyûb, Ya Allamü'l-Guyûb!” diye, Cenabıhakk'ı imdadına çağırmalı. “Sen gaybları bilirsin. Sen gaybları bilirsin” diye.

İşte! Muhtemeldir ki Hz. Yakup gönlünde, iç dünyasında Yusuf'un ölmediğini hissetmekle birlikte, akıbetini bilemediği için o ana kadar hiçbir seda gelmiyordu. Muhtemelen de demin söylediğim gibi Allamü'l-Guyûb'dan tazarru ediyordu, ricada bulunuyordu. “Aman! Sen bilirsin bunların yerini, yurdunu” demektir.

O anda Cenabıhak gönlüne bir ışık tuttu… “Yusuf'un yaşıyor! Bünyamin'i aramaya giderken Yusuf'u da söyle” diye, Cenabıhak'tan bir emir çıktı.

Bizim gerek Fâhr-i Kâinat 'le ilgili konularda gerek ashabıyla ve gerekse velilerle ilgili konularda bazı yanılgılarımız vardır. İsteriz ki, onlar her an her şeyi bilsin her şeyi söylesin… Bütün işlerimiz çözülsün!

Hâlbuki Cenabıhak, Nizam-ı Âlemi kesinlikle sarsmamak arzusunda, muradındadır. (Nizam-ı Âlem dediğimiz, yani dünyanın normal gidişatını şaşkınlığa uğratıp o şaşkınlık içerisinde herhangi bir görüntüyü yanlış anlamaya meydan vermemek.) Bundan dolayı da Cenabıhak isterse Yakup, Yusuf'un “yaşadığını” bilir istemezse “öldü” sanır. İstemezse kuyuda sarkmış sanır. Bunu hiç unutmayınız.

Bakınız! Cenabıhak o ana kadar, senelerce, Yusuf'un çilesi boyunca Yusuf'tan bir eser vermedi. Ondan sonra günü geldi “Haydi bakalım! Yusuf'tan haber var. Madem ki evlatların Mısır'a gidiyor… Mutlaka Yusuf'u arattır bakalım” dedi. Aynı zamanda buradaki ilahi mesajda bir incelik daha var. Yusuf'u arayacak olan kardeşlerin “Bünyamin'i, Yusuf'un huzurunda bulmalarını” da ima etti.

Yani kardeşlere, Peygamber sıfatıyla Hz. Yakup “Gidin, Bünyamin'i bulun! Yusuf'u da bulun!” demesi, “Bünyamin'i bulmaya gittiğinizde Yusuf'u da bulacaksınız” demektir. 


Kaynak: Dr. Haluk Nurbaki, Yorumu 19. Vaaz.