Kuran ayetlerinin tanımlanmasında birtakım ana ilkeler vardır. Bunlardan bir tanesi Kuran’daki ayetlerin ne yapıp ne yapmayacağımızı, nasıl ibadet yapacağımızı, nasıl bir tarz üzerine yaşayacağımızı bildiren emirlerdir.
Nurbaki’yi Takip et
Bu emirler her zaman için aynı durumdadır. Aynı geçerliliktedir. Yani on dört asır evvel de oruç tutulur, şimdi de tutulur. On dört asır evvel de namaz kılınır, şimdi de kılınır.
Muhkem ve Müteşâbih Ayetlerin Ayrımı
Ayetler ekseriya muhkem ve müteşâbih olarak ayrılırlar. Tefsir ilmindeki ayetlerden bir kısmı müteşâbih ayetlerdir. Benzetme yaparak verilmiş ancak çağın şartları içerisinde anlaşılması mümkün olan ayetlerdir.
Müteşâbih Ayetlerin Çağa Göre Anlaşılması
Burada “Müteşâbih ayetleri çağa göre yorumlamak serbesttir.” cümlesi çok yanlıştır. Hiçbir ayet çağa göre yorumlanamaz; yalnız bazı ayetler belli çağlarda anlaşılabilir.
Bu ölçüde baktığımız takdirde Kuran’da bilim dünyasına ışık tutacak, bugünün bir yere kadar gelip de tıkanmış astrofiziğinin önünü açacak pek çok ayet vardır. Bu çok önemli bir hususiyettir. Ve bu konuda bazı İslam bilim adamları yanlışa prim verir diye daha muhafazakâr davranıyorlar.
Hâlbuki ince hat şudur. Müteşâbih ayetler her zaman içinde o günün ilmine göre yorumlanacak ayetler demek değildir. Tam aksine, farklı zaman dilimleri içerisinde, farklı zamanlarda anlaşılabilen ayetler demektir.
Kuran’ın Anlam Katmanları
Bir ayetin yorumu başkadır, anlaşılması başkadır.
Pek çok örnekleri var… Kuran’ın ayetleri içerisinde öyle ayetler vardır ki, bu ayetleri anlamanız atoma ait bilgileri taşımanızla mümkündür.
Kuran ayetlerini alıp da “Atom Kuran’da bildiriliyormuş.” diyerek, anlatmak değildir bu ama “Atomu, astrofiziği bildiğiniz takdirde o ayetleri anlayabilirsiniz.” demektir.
Şimdi bir misal vereceğim.
Evrenin Sırları ve Kuran’daki İşaretler
Çok sorulan, gündemde olan bir hadise karadelikler meselesidir. Evrendeki dengelerin temel sırlarından bir tanesi karadeliklerdir. Yani bir yerde enerji kümeleri halinde yıldızlar, gezegenler varken; uzayın bazı noktalarında da bu gezegenleri, enerjileri emip yok eden birtakım bölgeler vardır. Bunlara “Karadelikler” denmiş, sonrasında bunun bir yıldız mezarı olduğu anlaşılmış.
Yani uzayda büyük yıldızların mezarları, etrafındaki gezegenleri, güneşleri alır, yok eder. Ne olur bilemiyoruz.
Birçok bilim adamı bu “başka eyleme sokulma” hadisesini evrenin bir dengesi olarak… Bazıları da anti-evrendir (Bir başka yerde başka bir evren meydana gelecek) diyorlar.
Ne derlerse desinler mühim olan şudur: Uzayda, bir dev enerjiler grubunu temsil eden galaksiler, novalar, gezegenler, güneşler vardır; bir de bunların tam negatifi, bunları alıp yok eden mekanlar vardır… Ki bunlara şimdilik karadelik yahut yıldız mezarı diyorlar.
Aslında bu büyük bir gezegenin veya güneşin mezarıdır. Mezarda üst üste biriken, gravitasyon [çekim enerjisi veya kütleçekim gücü] dediğimiz cazibe enerjileri bir mekân boşluğu meydana getirmektedir. Burada bir çekim enerjisi birikmiştir ki, oranın mekânı bu enerjiye tahammül edemiyor. Tahammül edemeyince etrafına gelen bütün enerjiler aynı noktada transforme [Dönüşüme uğrama ve farklı bir forma bürünme] oluyor, değişikliğe uğruyor.
Bu, bugünkü çağın en büyük fizik ve astronomik problemleri içerisine girmiştir. Çünkü evren hakkındaki görüşlerimizin tümünü değiştirmiştir. Bugün dev teleskoplarla bu değişikliği bütün bilim dünyası öğrenmiştir.
Şimdi bir düşünün; on dört asır önce inzal olmuş Yüce Kitabımızda, karadeliklere dair işaretler apaçık verilmiştir. Vakıa Suresi’nin 75. ayetinde, yıldız mezarlarının, yani ölen yıldızların mekânlarının ne büyük bir hadise olduğu bildirilmiş ve bunun ilerleyen zamanlarda anlaşılacağı ifade edilmiştir. Böylesine bir hakikati hafife almak mümkün müdür? Bu, akılları durduran bir mucizedir. Yüce Kitabımız, zamanı geldiğinde bu ayetin anlamını idrak edebilmemiz için bir kapı aralamıştır. Yoksa biz bu ayeti kendi yorumlarımızla yıldızlara uyarlamış değiliz; aksine, bu ayet bize anlama fırsatı sunmuştur.
Kuran’ın İlahî Bilgiyi Sunma Biçimi
Böyle bir hadiseyi bilen bir müminin veya herhangi bir insanın bu hadiseyi hafife almak yahut böyle bir ilahi sırrın Kuran’a taşınmasına rağmen onun diğer hükümlerine de kendi cüce aklıyla birtakım görüntüler katması mümkün değildir. O zaman ilme çok büyük ihanet olur.
Öyle bir kitap düşünün ki on dört asır evvel bilimin en zirvedeki noktalarını apaçık söylemiş…Ama onun içindeki birtakım hukuki nizam ölçülerini, insanların yaşama disiplinini anlatan ayetlerini, cüce aklınızla eleştirmeye çalışıyorsunuz. Bu gülünç olur.
Çünkü çağlar değişirken sosyal münasebetler çok değişik görüntülere bürünebilirler.
Kuran’a İman ve İlahi Hükümlerin Sabitliği
Onun için Kuran’a imanda, yüce kitabımızın bir tek harfinin dahi değişmezliğini, hele hele “hükümlerinin değişmesinin mümkün olmadığını” kabul etmek lazım gelir. Çünkü Kuran’ı imânî haz ile seyretmek, yeryüzünde cereyan eden (ister tarihi hadiseler açısından olsun isterse güncel olaylar açısından olsun) bütün hadisatın Kuran’a mahkûm olduğunu sezerek mümkündür.
Bu çok önemlidir. Bütün müminler çok ciddi bir zevk içinde, her hadisatın Kuran’a mahkûm olduğunu, yalnız Kuran’ın dediğinin olacağını bilmelidir.
Kaynak: Dr. Haluk Nurbaki, Bilim Açısından İmanın Altı Şartı